Ufkumuzu Açan Ahlak Filozofları

thomas-kelley-hHL08lF7Ikc-unsplash
Fotoğraf: Thomas Kelley-Unsplash

Ahlakı, ilmi bir disiplin şekline filozoflar getirmiştir. Yunan felsefesinde ahlak pratik felsefe başlığı altına alınmıştır. İslam filozofları ahlakı dini ve kelami açıdan ele alırlar. Filozoflar ahlak teorilerini nefis kavramı üzerine kurmuşlardır.

Felsefi ahlak teorisi, zamana, mekana ya da kültür faktörlerine bağlı olarak değişmez ama bunun karşıtı olarak dini ve geleneksel ahlak teorileri erdem ve erdemsizlik, zaman, mekan, din ve gelenek faktörlerine göre değişiklik gösterebilir.

İslam ahlak felsefesi nasıl gelişti derseniz size İslami ahlak felsefesinin, İslami kaynaklarına dayanarak ilerlediğini söyleyebiliriz. İslam ahlak felsefesi içinde Kur’an-ı Kerim’de yer alan hadislerin yanı sıra fıkıh, tasavvuf ve kelam alanlarında yazılan eserler de dikkate alınıyor. Bu alana dair önemli bir kaynak ararsak karşımıza Maverdi’nin “Ebedü’d Dünya ve’d-Din” adlı eseri çıkar. Bu eserde ahlaki meseleler kelam ilminde husün ve kubuh çerçevesinde ele alınmışıtır.

Maverdi, klasik dönem İslam siyaset ve ahlak düşüncesinin önemli temsilcilerinden biriydi. Maverdi’nin ahlak konusuna genişçe yer verdiği diğer eseri, “Teshilu’n-nazar ve ta’cilu’z-zafer”dir.  Maverdi’nin ahlak anlayışı ile ilgili Türkçe yazılmış tek makale, Mustafa Çağırıcı’nın “Maverdi’de Siyasi Ahlak” adlı makaledir. Maverdi’ye göre nefis eğitilebilir. Felsefeci nefisi bir öz benlik olarak tanımlar. Maverdi’ye göre nefisten ahlak ve iradeli fiil niteliğinde iki davranış çıkar. Maverdi insanın davranışlarını ikiye ayırarak inceler. Ona göre ahlak, düşünmeye gerek duymadan eylemde bulunmayı sağlayan nefsin bir halidir.

Karşımıza çıkan bir diğer İslam ahlak filozofu Ebu Bekir Razi’dir. O ahlak ilmini ruhsal hastalıkların tedavisi olarak görmüştür. “Et-tıbbu’r Ruhani” adlı bir eser yazmıştır. Bu eserde öfke, kıskançlık, açgözlülük gibi olumsuz nitelikleri tespit ederek onlardan kurtulmanın yollarını anlatır.

Farabi, İslam ahlak felsefesinin sistemleşmesi için en çok çalışan isimlerden biridir. O disiplinler arası ilişkileri belirleyerek, felsefesini bu ilişkiler üzerinden kurdu. Bu disiplinler psikoloji, din, ahlak, siyasetti. “Et-Tenbih ala Sebili’s-Saade” ile “Tahsilü’s-Saade” eserleri doğrudan ahlakla ilgili eserlerdir. Ona göre insanın asıl olgunluğu entelektüel bir gelişme göstermeden olamaz.

Farabî’nin erdem ve mutlulukla ilgili görüşleri ise bütün İslam filozofları üzerinde etkili olmuştur.

İbni Sina’nın ahlakla ilgili eserlerinden bir tanesi “İlmü’l-Ahlak” adlı risalesidir. Bir diğer risalesi de Bekir Karlığa’nın yaptığı araştırma ile ortaya çıkmıştır. Bu risale, Karlığa’nın kaleme aldığı “İbni Sina’nın Şimdiye Kadar Bilinmeyen Yeni Bir Ahlak Risalesi” adlı makalenin içinde yer alır. Felsefeci insanın mahiyeti, hayır, şer ve mutluluk konularını işlemiştir.

Bir diğer sistematik eser İbn Miskeveyh’e ait olan Tehzibü’l Ahlak’tır. Bu kitap İslam dünyasındaki bir çok kitap için örnek oldu. Gazzali’den Kınalızade’ye kadar pek çok ahlak felsefecisi bu eserden faydalandı.

İslam ahlak düşüncesinin olgunluk dönemi temsilcileri; Nasireddin Tusi, Celaleddin Devvani ve Kınalızade Ali Efendi’dir. Tusi’nin ahlâk düşüncesine baktığımızda hem dini hem felsefî hem de tasavvufi özellikler taşıdığını söyleyebiliriz. Bu anlamda onun eserlerinin çok yönlü olduğunu düşünebiliriz. Onun ahlaki düşünceleri toplumun tüm kesimlerine hitap edecek nitelikteydi. Onun “Ahlak-ı Nasıri” adlı kitabı  sistem, çerçeve ve içerik açısından İslam’da ahlak düşüncesinin olgunluk döneminin en önemli eseridir. Bu eser kendinden sonra gelen ahlak düşüncesi üzerinde de etki göstermiştir. Ondan sonra gelen felsefeciler onun bu eserine benzer eserler vermekten vazgeçemediler. Buna örnek olarak Adududdin el-İci’nin “Ahlak-ı Adudiyye”sini, Kınalızade Ali Efendi’nin (ö.1572) “Ahlak-ı Alai”sini, Celaleddin Devvani’nin (ö.1502) “Ahlak-ı Celali”sini, Muhyı-i Gülüeni’nin (ö.1606) “Ahlak-ı Kiram”ını ve Hüseyin Vaiz Kauifî’nin (ö.1505) “Ahlak-ı Muhsini”sini verebiliriz.

 

 

.