Uzun Yaşamın Sırrı “Telomer”de mi Gizli?

ID 177661509 © Chernetskaya | Dreamstime.com
ID 177661509 © Chernetskaya | Dreamstime.com

Vücudumuz milyarlarca hücreden oluşuyor. Özellikleri aynı olan hücreler bir araya gelerek doku ve organları oluşturuyor. Hücreleri yöneten talimatlar ise DNA’nın içindeki şifrelerde bulunuyor. Hücrelerimizi, dolayısıyla bizi bu şifreler yönetiyor. Bu şifrelerin verdiği kararlarla yiyor, içiyor, düşünüyor, seviniyor, üzülüp ağlıyor ya da mutlu oluyoruz. Kısacası tüm yaşam serüvenimiz DNA’mızdaki şifrelerde gizli.

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanlık da uzun yaşamın sırrını arıyor. Son yıllarda sıkça gündeme gelen yaşlılık tedavilerinden birisi de Telomerleri koruma yaklaşımıdır. Genetik kodlarımızı içeren bir molekül olan DNA, bedenimizin biyolojik gelişiminden de sorumludur. DNA sarmalının ucunda bulunan telomerler, kromozomları koruma görevini üstlenirler. Plastik parçalara benzeyen telomerler; stres, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, fazla kilo ve hareketsiz yaşam gibi etkenler sonucunda daha hızlı kısalarak çeşitli hastalıklara sebep olabilmektedir.

Vücudumuzda 100 trilyondan fazla hücre olduğu kabul edilmektedir. Her saniye 50 milyon hücre bölünerek kendini yenilemeye devam eder. Bölünen her hücre ise sonunda ölüme doğru ilerler. Her hücrede 23 kromozom çifti olduğu için 92 tane de telomer ucu bulunur. Bu hücreler bedenimizi genç, sağlıklı ve güçlü tutabilmek için bölünmek durumundadırlar. Her bölünmede telomerler de kısalırlar. Aynı şekilde yaş ilerledikçe telomer boyu kısalması da artarak devam eder.

Her hücrenin kaç defa bölündükten sonra telomerinin kısalıp kaybolacağı, yani hücrenin kendi kendine ölümü ne zaman gerçekleştireceği genetik hafızasında yazılıdır. Kısacası telomerlerin kısalmasını önleyen telomeraz isimli enzime hükmetmek demek, gençlik iksirini de bulmak anlamına geliyor. Telomeraz enzimi yalnız uzun yaşamak için değil, kanserle oluşan tümör hücrelerinin bölünüp çoğalmasında da çok önemli.

Bu enzimin aktivitesini baskılayarak kanser hücrelerinin kontrol edilemeyecek hızla çoğalmasını durdurabileceği öngörülüyor. Telomeraz aktivitesini engelleyerek kanser hücresinin bölünebilme yeteneğini kontrol altına alan ilaç ve aşılar da tartışılıyor.

Yaklaşık elli yıl önce Leonard Hayflick adlı bilimadamı, yaptığı araştırmalar sonucu geliştirdiği teorisinde hücresel yaşlanmanın telomerlerin kısalmasıyla ilgili bir süreç olduğunu ileri sürdü. Daha sonra yapılan birçok araştırmada bu gözlemi doğrulayan bulgulara ulaşıldı. Yapılan birçok araştırmada “Neden yaşlanıyoruz?” sorusunun yanıtının telomerlerde gizli olduğu sonucuna varıldı. Stresin telomerazı baskıladığı ve telomerlerin kısalmasını hızlandırdığı, yani daha hızlı yaşlandırdığı anlaşılıyor. Dr. Leonard Hayflick göre insan ömrünün ulaşabileceği maksimum süre 125 yılı geçmiyor. Günümüz bilimcileri de hücrelerin “kendi yaşamını sona erdirme” özelliklerine yürekten inanıyor.

Hücre içinde DNA’ya zarar veren bir takım maddelerin artmasıyla telomerlerin kısalması arasında bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Serbest oksijen radikalleri adı verilen bu maddeler hücre içinde stres yaratarak DNA hasarına ve telomer kısalmasına neden olurlar. Bu mekanizmayı kanıtlayan birçok araştırma mevcuttur. Örneğin obez kadınlardaki telomerler aynı yaş grubundaki diğer kadınlara göre daha kısa bulunmuştur. Telomer kısalmasının obez kişiler üzerinde ortalama ömürden 8 yıllık bir kayba neden olduğu belirlenmiştir.

Tüm bunlara rağmen, ne kadar süre yaşayacağımız yalnız genetik mirasımız tarafından belirlenmiyor. Bu mirasın nasıl yönetildiği de önemli. Sağlık kontrollerini düzenli yaptıran, beslenmesine, uykusuna, stres yönetimine ve bedensel aktivitesine dikkat eden, düzenli hayat yaşayan kişilerin ömrü daha uzun  ve sağlıklı oluyor. Tabi yaşanılan çevre de önemli. Temiz bir çevrede yaşamak ömrü uzatıyor. Güçlü dostluk ve aile bağlarına sahip olmak ise son derece etkili bir özellik. İnançlı olmak, dini değerlere bağlılık değeri son yıllarda çok daha iyi anlaşılan bir “ömür uzatıcı faktör” olarak önem kazandı.

Aidiyet duygularının sağlamlığı, hoşgörüyü, affediciliği, sevmeyi, merhamet etmeyi, paylaşmayı, bölüşmeyi, tevekkülü, şükretmeyi hayatının merkezine koyanlar daha anlamlı ve kayda değer bir yaşamın sırına zaten vakıf olmuş demektir. Kısacası uzun ve anlamlı bir ömrün sırrını yalnızca yaban mersini, brokoli ya da üzüm çekirdeğinin içine sıkıştırmamak gerekir.