Görüş 06 Ağu 2020

Ahde Vefa Anlamı ve Sağladığı Huzur…

Contributor

Ahde vefa anlamı çok derin bir kavramdır. Şu ayetteki müjdeye muhatap olmanın yoludur ahde vefa:

“Sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme” diye açıklanmışsa da lügatlerde vefanın anlamı, aslında insana şahsiyet kazandıran, Müslüman’ın ahlakını şekillendiren bir olgudur. Vefa gösterilmeye en layık, Allah ve Resulü’dür her şeyden önce ve İslam’a bağlılık vefanın kendisidir aslında. “Kim ahdine vefa eder ve sakınırsa şüphesiz Allah da sakınanları sever.” (Al-i İmran, 76. Ayet)

Vefakarlık ve ahde vefa anlamı, İslam ahlakının temel değerleri olarak kabul edilmiştir. Her ikisi de Allah’la olan ilişkilerimizde belirleyici olmaları nedeniyle imanla ilişkilendirilmiş, birey-toplum ilişiklerini düzenleyen yönüyle de öne çıkmıştır. Mümin kişi, her şeyden önce Rabbine karşı vefakardır. Rabbine karşı vefakar olan, O’nun kullarına karşı da kadirşinas ve vefakar davranacaktır. Annemize, babamıza, eşimize, dostumuza karşı her türlü vefasızlığımız, Rabbimize karşı vefamıza da gölge düşürecektir.

Aynı anlayış ahde vefa için de söz konusudur

Çünkü insan daha varlık sahnesinde vücut bulmadan önce hayatının en büyük ahdini, en büyük sözünü varlık aleminin Rabbine vermiştir.

İnsanoğlunun verdiği bu söz, sıradan bir söz değildir. Varoluşumuzun nihai anlamı, verdiğimiz bu ahde sadakatimizde yatmaktadır. Bu aynı zamanda hayatımızın ve yaratılışımızın da gayesidir. Bu söze sadık kalan kişi, hiçbir zaman ahde vefasızlık etmez. Dolayısıyla ahde vefanın gerçek manası, Allah’a verdiğimiz erdemli ve güvenilir olma sözümüzü hatırlayıp, ne pahasına olursa olsun bu söze sadakat göstermekle başlar. İnananlar olarak ahlak anlayışımız, verdiğimiz söze ne derece sadık kaldığımız ile yakından ilgilidir.

Kur’an’da, verilen sözlerin yerine getirilmemesi Allah katında en olumsuz davranışlardan biri olarak kabul edilmekte, dünyevi beklenti ve çıkar nedeniyle verdiği sözden dönenler, “Allah’a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.” (Al-i İmran, 7. Ayet) ayeti ile uyarılmaktadır.

Bütün hayatı boyunca vefakârlığı bir erdem olarak öğreten ve yaşatan Sevgili Peygamberimiz de, çevresindekilere küçük yaştan itibaren vefakar davranmanın önemini aşılamıştır. En küçük iyilikler için dahi vefa gerektiğine vurgu yapan Allah Resulü, iyi ve kötü günde beraber olan, hüznü ve sevinçleri birlikte yaşayan eşlerin ve aile fertlerinin birbirlerine karşı vefakarlığına özel bir vurgu yapmış ve kendisi de bunun en güzel örneklerini sergilemiştir.

Unutulmamalıdır ki, verilen sözlerin tutulması, ahde vefa, antlaşmalara riayet, birey olarak kurtuluş vesilesi, toplum olarak da huzur ve barış unsurudur. Tutulmayan söz, yerine getirilmeyen vaat, şartlarına riayet edilmeyen anlaşma ise, toplumsal çöküşü hızlandıracak, ahirette de bize büyük sorumluluklar yükleyecektir. Söz, Müslümanın onurudur. Söze sadakat, dünyada onur ve güven, ahirette ise Yüce Allah’ın iltifat ve rızasını kazanmaktır.

Vefalı olmak neden önemli?

dini inancımızı içselleştirmiş olursak, kendiliğinden ortaya çıkar. Bu nedenle dindar olmak vefalı olmaktır. Ayrıca sağlam bir karakter işidir. Bu yönüyle vefa duygusunu geliştirmek, karakter eğitimi demektir. Yani kişiliğimizin ahlaki boyutu olan karakter yapımız sağlam ise, bir sorumluluğun farkındayız demektir.

Hiç şüphesiz vefa gösterilecek en önemli varlık, varoluşumuzun, nefes alıp verişimizin, sevgi duygusunu hissedişimizin yegane kaynağı olan Yüce Yaradan’dır. O’na vefa gösterdikçe var olmayı daha fazla idrak ederken, var olduğumuzu anladıkça da O’na daha fazla yakınlaşır ve eşrefi mahlukat olmanın sırrını yalnızca O’na kullukta buluruz. Üstelik bu vefa büyük bir sevgi ve mükafatla karşılanır: “Kim Allah ile ahdine vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükafat verecektir” (Fetih, 10.Ayet) bunu açıkça göstermektedir.