Yaşlılar Bizim En Önemli Sınavımızdır

mhrezaa-oydOFpht1QU-unsplash
Fotoğraf: Mhrezaa Oyd-Unsplash

Dünyada manevi değerlerin aşınmasıyla yok olan saygı ve sevgi, özellikle yaşlılarımızı mağdur ediyor. İnsanın değeri materyalist anlayışa göre üretmesiyle ölçülüyor. Bu durum üretmeyen yaşlıları fazlalık olarak görülmesine neden oluyor. Böylece yaşlılar, huzur evlerinde kaderlerine terkedilerek ölümü bekleyen insanlar olarak algılanıyor. Bütün bu yaptıklarıyla batı medeniyeti yaşlılar karşısında sürdürülebilir insani çözümler üretemiyor.

Bugün bu sorun modern dünyanın en önemli sorunları arasındadır ve maddi refahın artmasıyla ters orantılı olarak da büyümeyi sürdürüyor. Yaşlılara bakacak kurumların gelişmesi ve her geçen gün yeni donanımlar kazanmaları sevindirici olsa da ancak insanoğlunun manevi ve moral ihtiyaçları, yaşlandıkça daha da artmaya devam ediyor.

Modernizm cennetini dünyada kurmaya çalışırken, cehennemini de yine adeta burada ve kendi elleriyle kuruyor. Parası, evi, maddi imkanları bulunmasına rağmen insanın ahir ömründe tek başına kalması, yaşlılar yurdunda bir nesne haline gelmesi insan için en korkunç son ve modernizmin de en büyük günahı ve en sevimsiz yüzü olsa gerek.

Yaşlılık hayatın kaçınılmaz bir gerçeği, her canlıyı bekleyen bir süreç ve insanoğlunun iyisi ve kötüsüyle geride bıraktığı ömrünü sorgulama zamanı. Yaşlanmayı durdurmak mümkün değil. O halde yaşlanmayı kabullenip, yaşlılık günlerine kendimizi hazırlamamız en uygun olanıdır. Yaşlılık, yaratılışın tersine çevrilmesi yani ikinci bir çocukluk dönemidir. Çünkü yaşlanan insanın hem psikolojik hem de fizyolojik bir takım güç ve yetilerinde zayıflama meydana gelir ve bir anlamda yaşlılar çocukluk dönemine geri döner. Artık bu dönemde insan güçlülük yerine acizlik, sağlık yerine hastalık gibi kaçınılmaz hallerle baş başa kalır.

Oysa bazı olumsuz yönlerine rağmen yaşlılık, insan tecrübesinin dorukta olduğu en olgun dönemdir. Güçsüzleşen bir bedene karşın bilgi dağarcığı ve yaşanmışlıklarıyla olgunlaşmış bir zihne sahip olur insan. Yaşlılık ununu eleyip bir kenara çekilme zamanı değil, gücü nispetinde kişinin üretkenliğini devam ettirerek hayata bağlı kalması ve katkı sağlaması gereken bir dönem olarak değerlendirilmelidir.

Yüce dinimiz İslam, insanın birtakım mahrumiyetler yaşadığı yaşlılık dönemini tüm gerçekliğiyle önümüze sunmakta ve kişiye, bir gün kendisinin de aynı dönemi yaşayacağını hatırlatarak, yaşlılara gereken değeri vermeyi ve muhtaç oldukları ilgi ve şevkati göstermeyi “Allah emri” olarak vurgulayan bir dindir. Birçok ayet ve hadisle bu konu değerlendirilmiştir. Kuran-ı Kerim’de yaşlılara karşı yaklaşımımızı, İsra suresinin 23. ayetinde şu şekilde ortaya koymaktadır; “Rabbin ondan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara -Öf- bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.”

Bu ayette ifadesini bulan temel yaklaşıma göre, ailenin doğal bir parçası olan yaşlılara, yakınları şefkatle muamele etmelidir.

Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim Arapça olmasına rağmen, Arapça’da yaşlılık ve yaşlı insan için kullanılan “Heram” ve “Herim” kelimelerinin köküne ve türevlerine yer vermez. Buna karşılık iş göremez kadar yaşlanmış insanlardan dört ayrı yerde “şeyh” kelimesiyle söz eder. “Heram” kelimesinde, zayıflık, güçsüzlük ve iktidarsızlık anlamı vardır ki, insanları bu haliyle vasıflamak, horlayıcı ve kırıcı bir ifade biçimidir. “Şeyh” kelimesi ise hürmeti, tecrübeyi, görmüş geçirmişliği, bilgeliği ve marifeti akla getirir ki, diğerinin aksine Kuran’da bu kelime öne çıkmaktadır.

Yaşlılar, Allah’ın dualarına icabet ettiği; manevi değerlerimizi, kültürümüzü yarınlara taşıyan, geçmişimizle geleceğimizi birbirine bağlayan en değerli köprülerimizdir. Onlar, evlerimizin dayanağı, bereket kaynağıdır. Ağarmış saçları, bükülmüş belleri toplumumuz için birer rahmet ve mağfiret vesilesidir.

Bu sebeple modern hayatta insani ve İslami değerleri yaşatma konusunda sınandığımız en önemli başlıklardan birisi ihtiyarlara nasıl yaklaştığımız konusudur. Hayatlarının en muhtaç dönemini yaşayan yaşlılarımızı aile ortamından koparmamalı mümkün olduğunca onları huzur evlerine mahkum etmemeliyiz. Onların eş, dost, çocuk, torun ve akrabalarıyla iç içe yaşayarak hayat sevinci ve mutluluğunu zinde tutmalarını sağlamalıyız. Onların asıl ihtiyacının iyi yemek, iyi giyinmek değil kendilerine sevgi ve saygı gösterilmesi olduğu unutulmamalıdır.

.