Yemek kültürü ve din ilişkisi nasıldır?

Yemek 27 Nis 2021 Contributor
Türk mutfağı
Elena Mordasova-Dreamstime

Yeme ve içme, fiziksel bir ihtiyaç olmasının yanı sıra taşıdığı dini ve simgesel anlamlarla bir yemek kültürü oluşturur. Ayrıca farklı dine mensup insanların arasında simgesel sınırın çizilmesinde, dinin yemek üzerindeki etkisinin ne denli önemli olduğunu görebiliriz.

Yemek, insanlığın yaşamını devam ettirebilmesi açısından büyük öneme sahiptir. Bu vazgeçilmez ihtiyaçlar, insanların yaşadığı coğrafyadan ve inançlarından etkilenir. Toplum tarafından tüketilen bu gıdaların, inanç sistemine uygun olması gerekmektedir. Örneğin Müslümanlara domuz eti tüketmek haram kılınmıştır.

Diğer dinlerde de yemek konusunda çeşitli yasaklar ve kısıtlamalar vardır. Bu yasaklardan, dinlerin toplumların yemek kültürlerine doğrudan etkisi olduğu sonucuna varabiliriz.

İslam dini ve etkilediği yemek kültürü

Dinimiz sadece dualardan, ibadetten ve kulluk etmekten ibaret değildir. İslamiyet ve onun tesis ettiği medeniyet anlayışı, hayatın her anını kuşatır. Din, toplumsal yaşamın her kesitinde olduğu gibi yemek kültürü üzerinde de büyük bir etkiye sahiptir. Özellikle toplumsal yaşamda etkisini hissettiren İslam, yeme ve içme konularında oldukça etkili olmuştur.

Beslenmeye yönelik uygulama ve yasakların dini açıdan önemi, Müslümanlara tevazu, sabır ve maneviyat öğretmesidir. Aynı dine mensup olan insanlar, birlikte oruç tutar, birlikte iftar yapar ve bir arada dua ederler. Din, aynı temalar etrafında insanları tüm bayramlarda bir araya getirir ve bayramlar beraber yemek yenilerek, paylaşılarak, dua edilerek kutlanır. Bu yüzden yiyeceklerin paylaşılması ve beraber sofraya oturulması, insanları kültürel boyutta birleştirerek toplumu bir arada tutar.

Müslümanlıkta sofra adabı

Müslümanlık, yemek konusunda birçok uygulama ve gelenek yaratmıştır. Hz. Muhammed az yenmesini ve sofradan doymadan kalkılmasını tavsiye etmiştir. Sofralarımızda büyük önce yemeğe başlamalıdır. Bu dini olduğu kadar kültürel de bir uygulamadır, çünkü İslam kültürüne göre büyük önde gider, küçük ise onu takip eder. Yemeğe besmele getirerek başlanması, dinin yemek kültürüne olan etkilerinden biridir. İslam dinine göre, sofraya yakın oturulmalıdır. “Sofraya uzak duran Allah’a uzak durur” inancı halk arasında sık sık dile getirilir, çocuklara sofraya yakın oturmaları tembihlenir.

Allah’ı anarak yemeğe başlamak bir kulluk şiarıdır. Yemek yemeye Allah’ın adı anılarak başlanmalıdır. İnsana verilen nimetler karşısında, susmak ve bu nimetleri bize vereni unutmak çok acı bir şeydir. Öyle ki Peygamberimiz Hz. Muhammed, besmele ile yemeğe başlamanın önemini şu sözleriyle ifade etmiştir:

“Resulullah eshabından altı kişiyle yemek yiyordu. Bir arabi gelerek iki lokma ile yemeği bitirdi. Allah’ın Resulü “Bismillah” demiş olsaydı hepimize yetecekti.” (Tirmizi)

Yemeğe besmeleyle ve duayla başlandığı gibi, yemek yendikten sonra dua edilmesi de toplumda çok yaygın uygulamalardan biridir. Aslında her yemekten sonra edilmesi gereken dua, bugünlerde önemli günlerde veya aile toplantıları gibi kalabalık yemek sofralarında ediliyor.

Helal kazanç ve helal rızık

Helal kazanç ve helal rızık, İslam’ın şiarlarıdır. Allah’a kulluk edebilmek ve ibadetleri hakkıyla yerine getirebilmek için kazancın mutlaka helal yoldan kazanılması gerekmektedir. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

 “Ey inananlar! Size verdiğimiz rızıkların temiz/helal olanından yiyin ve Allah’a şükredin.” buyurmuştur. (Bakara suresi, 2:172)

Müslümanların tüm çalışmalarının temelinde iyi niyet ve güzel düşünce bulunmalıdır. Kazanç elde etmek isteyen bir kimsenin öncelikle Allah rızası için helal rızık kazanmayı niyet etmesi, sonrasında da Allah’a tevekkül ederek gerekli adımları atması gerekir.

Müslümanlık, dünya hayatında insanların çalışmalarını ve başarmalarını ister. Hz. Muhammed (s.a.v.) hayatı boyunca çalışarak bütün teşebbüslerinde başarı elde etmiştir. Bizler de çalışarak helal kazanç elde edelim. Aile fertlerimize helal rızık götürerek, Allah’ın sevgili kulları olarak ömrümüzü devam ettirelim.