Zulüm ile Huzur Olmaz!

Homme avec depression assis avec la tête en mains avec un pistolet face à sa tête
Fotoğraf: © Piyamas Dulmunsumphun | Dreamstime.com

“Zulüm ile abad olanın, ahiri berbat olur.” “Adalet ile zulüm aynı yerde durmaz.” “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.” “Zulme rıza zulümdür.” “Haksızlıklara baş kaldırmayanlar, onlardan gelecek her kötülüğe katlanmalıdırlar.” Hz. Ali (R.A.)

Zulüm ile ilgili sözler yazmakla bitmez. İnsanoğlu var oldukça zulmün bitmeyeceği gibi. Zulüm kelimesi Kur-an’ı Kerim’de türevleri ile birlikte yaklaşık 350 defa geçen bir kelimedir. Ayet içlerindeki kullanımlarına göre zulüm; küfür, şirk, işkence, baskı, haksızlık, kötülük anlamlarında kullanılmıştır. Çoğu din bilgininin tanımına göre zulüm “Bir şeyi ait olduğu yerin dışında bir yere koymak, olması gerektiği gibi olmayan”dır.

Yaptıklarına değil sadece sözlük anlamlarına bakarak bile en büyük zalimin insan olduğu görülür. Dünyamızda birçok şey olması gerektiği gibi değildir ve bu haliyle yaratılış düzenini bir kaosa çevirmiştir insan. Hem dünyaya hem kendine zulmetmeye de devam etmektedir.

“Allah asla zulmetmez!” Bu söz, Kur-an’ı Kerim’de insanoğluna yapılmış sıkça rastladığımız seslenişlerdendir. İnsana yapıp ettikleri konusunda kendine gelmesi, kendi eliyle yapıp ettiklerinin eninde sonunda kendini vuracağını belirtir hep devam ayetlerde. Ve genel hatları ile ilgili Kur-an’ı Kerim’de üç tür zulümden bahsedilir:

İnsanın şirke saparak, riyakarlık ederek, ve tabiat işleyişine ihanet edici davranışlar sergilemesi Allah ile insan arasındaki zulüm olarak geçer. Hak yolundan sapmak ve saptırmak büyük bir zulümdür. Yaşadığı toplum içindeki zulmü ise çok genel bir tanım ile kamu haklarına tecavüz etmektir. Birini bir kuruma memur etmek için torpil yaptırıp araya adam koymanız bir zulümdür mesela.

İnsanın kendi kendine ettiği zulüm ise kulağa garip gelen insan kendine zulmeder mi diye sormaktan geri duramadığımız şeklidir zulmün. Fıtrata aykırı her davranış aslında insanın kendine ettiği zulümdür. Kur-an’ı Kerim’de beden ve ruhun ayrı ayrı konu ve hakları olduğu beyan edilir. Mesela dünya hayatına tamamen sırt çevirip her şeyden elini eteğini çekmek (ruhbaniyet) ruh adına bedene yapılan zulümdür. Bedensel olarak dünya zevk ve arzularına gark olmuş bir hal ise ruha zulümdür.

Kur-an’ı Kerim’in birçok ayetinde tarih boyu yok olan tüm medeniyetlerin zulüm sebebiyle mahvolduğu dile getirilmiştir. Gücün, servetin kötüye kullanılması ile nice uygarlıklar yok olmuştur. Ve Kur-an’ı Kerim’in kanlı çarpışmaya, savaşa cevaz verme sebebi tektir: Zulüm karşısında çarpışma meşru bir davranış olarak gösterilmiştir.

Peki zulmün karşıtlığı olan adalet nedir dersek? “Her şeyi yerli yerinde yapmak, yerli yerine koymak olması gerektiği gibi olmak” demektir adalet. Asla zulüm ile yan yana gelmeyen adalet… Zulümden men edilen insana adaleti sağlamak için gerekirse canını vermesi emredilir. Hem bireysel hem toplumsal düzeni her yönü ile etkileyen zulüm ile ayetlere bir bakalım:

“Hani Musa, kavmine: ‘Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca Yaradanınıza (gerçek İlah) tövbe edip nefislerinizi öldürün: bu, Yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır.’ demişti. Bunun üzerine (Allah) tövbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tövbeleri kabul edendir, esirgeyendir.” (Bakara Suresi, 54. Ayet)

“Kendilerine apaçık belgeler geldiği ve elçinin hak olduğuna şahit oldukları halde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi Allah nasıl hidayete erdirir? Allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez.” (Al-i İmran Suresi, 86. Ayet)

“Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: ‘Nerede idiniz?’ Onlar: ‘Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz’aflar) idik.’ derler. (Melekler de:) ‘Hicret etmeniz için Allah’ın arzı geniş değil miydi?’ derler. İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o?” (Nisa Suresi, 97. Ayet)